7 Ocak 2012 Cumartesi

İşte benim bütüm hikayem..

Ben hayatta gelebildiği nokta ile rüyalarında vardığı yer arasında dağlar kadar fark olan bir insanım. Gerçek hayatta, vasat, bahtsız bir çalışan iken; rüyalarımda bir gün çölde sincap kovalarım; bir gün kamyon kazasında uçtuğum şarampolden uzaya fırlarım... Kısacası bu ikili hayat arasında manyak olmuş zavalı bir insanım. Artık duramadım, Tim Burton google translate'den rüyalarımı çevirsin de film yapsın diye rüyalarımı yazmaya karar verdim.

Rüya görmek dışında, yalnız yaşarım ve gece evin içinde koşmayan kedileri severim. Bir de güneş ışığında el sallayan Kraliçe Elizabeth oyuncağım var.

Artık dayanamayarak hayatıma damgasını vurmuş rüyalarımdan ilkini anlatıyorum:

"Antalya'da bir yeraltı şehri bulunmuş. M.Ö. 2300 yıllarından kalma bir yeraltı şehri ama hiç zarar görmemiş. Antik tiyatrosu da, yer altından sıcak su geçiren ısıtma sistemleri de olduğu gibi kalmış.Bu büyük haber karşısında tabii ki tüm arkeoloji dünyasının gözleri dolmuş, sevgili Antalyalılar gururla dolmuş falan. Sonra Antalya Büyükşehir Belediye başkanı ( bkz: İstanbul Büyükşehir Belediyesi çalışıyor.) bu kutlu haberi taçlandırmak için yeraltındaki antik tiyatroda bir konser vermeye karar vermiş. Ben de gazeteci olarak bu konsere davetliyim. Şimdi gazeteci olarak davetliyim deyince aklınızda karizmatik bir imaj oluşmasın; ben Ninja Kaplumbağalardaki April'ım rüyamda. Bir şekil o tepesinden anten çıkan arabayı kullanarak Antalya'ya gidiyorum, antik tiyatroda konser dinlemeye sarı tulumlu tulumlu. Önce bizi diğer gazetecilerle birlikte yer altı şehrinde gezdiriyorlar, vayy'lar ooo'lar gani tabii ki bende. Sonra gelin sizi konser için çağırdığımız ünlü Limp Bizkit ile tanıştıralım diyorlar. Ben de bir heyecan niyeyse Limp Bizkit ile tanışacağım diye; halbuki dönsem baksam ben de April'ım ama.. Neyse, kulise gidiyoruz diğer gazetecilerle beraber. Kuliste bir bakıyorum, Limp Bizkit üyelerinin tamamı siyahi. Belediye başkanına bakıyorum, dalga mı geçiyor diye. Adam çok ciddi, ismen falan tanıştırıyor grup üyelerini. Onlar da demiyorlar ki biz aslında siyahi değiliz diye. Allahım diyorum söylesem mi söylemesem mi, diğer gazetecilere bakıyorum hiç farkında değiller durumun. Onlar kendi arkeolojik şaşkınlıklarındalar. Neyse diyorum kimseye söylemeyeyim. Sonra konser başlıyor. Adamlar şarkı söylemeye başladıkça an be an sahnede ışığın etkisiyle gözüme gittikçe beyaz görünmeye başlıyorlar. Adamlar 4'üncü şarkıda komple beyaz oluyorlar. Aklıma Michael Jackson geliyor, uyanıyorum..."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder